|
Osmanlı öncesi de bir yerleşim birimi
olan Tuzla, J.Pargorire (1872-1907), Dymotionlu Stophanes'in eserinde
İzmit Körfezi ile ilgili kısımda Akritas Burnu ile bilindiğini aktarır.
Burası bir Rum balıkçı köyü idi.

Tuzla'nın
en eski tarihi Bakırtaş (Kalkolotik çağa) dönemine kadar gitmektedir.
Tuzla İlkokulu'nun yapımı sırasında Bakırtaş (Kalkolotik çağa) dönemine
ait çanak çömlek bulunmuştur. Şevket Aziz Kansu'nun 1965'de yaptığı
kazılarda Tuzla İlokulu bahçesinde ve yakınındaki (kale kapısı)
bostanda yaklaşık olarak 100 metreyi kapladığı anlaşılan düz bir
yerleşme bulunmuştur. Ayrıca bu kazıda Bakırtaş dönemine (Kalkolotik
çağ) ait çanak çömlek ve de kültür eşyası ele geçirilmiştir.
1958'de
Nezih Fıratlı, 1965'de Şevket Aziz Kansu tarafından yapılan
araştırmalarda tümü el yapımı ve perdahlı bu çanak çömleklerin yanı
sıra ağırşaklar, midye kabukları -ki bu balıkçılığın yapıldığını
gösterir- gibi buluntulara rastlanmıştır.
Bu
buluntular Tuzla'da, Pendik ve Fikirtepe'dekilerle çağdaş bir Bakırtaş
(Kalkolotik çağ) dönemi yerleşmesinin varlığını ortaya çıkarmıştır.
Tuzla'da
çok sayıda Bizans devrinden kalma mimari unsurlara rastlanmıştır. 1972
yılında yapılan ilk tarihi kazıda Bizans Devri Kilisesi ortaya
çıkarılmış, ikinci kazıda ise Ekrembey Adası'nda yapılmış olan Saint
Andre Manastırı ortaya çıkarılmıştır. İncir Adası'nda Hagios Gikara
Manastırı, Tuz Burnu'nun kuzeyinde yarımadada Hagios Geogios Manastırı
bulunmaktadır.
Tarihi eser
olarak Tuzla'da yedi kilise ve Padişah I. Sultan Ahmet zamanında
yapılan bir camii bulunmaktadır. Orhanlı Köyü'nün 600 yıl kadar önce
kurulduğu tahmin edilmektedir. Aydınlı Mahallesi de tarihi bir
mahalledir.
Tuzla'nın Osmanlıya
geçmesi Orhan Gazi (1281-1362) dönemine rastlar. Orhan Gazi'nin 1329'da
Pelakonon'da (Darıca ile Eskihisar arasında) Bizans imparatorunu
yenilgiye uğratmasıyla bölge Osmanlılara geçer.
Erken
dönem Osmanlı vakayinamelerinde bölgenin Osmanlı hakimiyetine geçişinde
Abdurrahman Gazi'nin gösterdiği büyük yararlığa yer verilir.

Bursa’yı
Osmanlı topraklarına katan Orhan Gazi, beyliğini genişletme politikası
çerçevesinde Kandıra, Karamürsel ile İzmit körfezinin güney bölümünü
ele geçirdi. Kartal yöresindeki Aydos ve Samandıra da alındıktan sonra
Orhan Gazi, İznik’i ele geçirmeye çalıştı. Daha Osman Gazi’nin
ölümünden önce kuşatma altına alınan İznik kalesi etrafındaki muhasara
giderek daralıyordu. Türklerin Kocaeli yarımadasındaki kaleleri alarak
İstanbul yakınlarına gelmeleri Bizanslıları telaşa düşürdü. Bizans
İmparatoru III. Andronikos ülkesi için ciddi bir tehlike teşkil eden
Osmanoğulları’nı durdurmak, kaleleri geri almak ve İznik’i kurtarmak
amacıyla 1329 yılında kalabalık ordusuyla 2 gün yürüdükten sonra 3. gün
sabahı düşmanla temasa geldi. Darıca ile Eskihisar arasında bulunan
Pelakonon önlerinde Orhan Gazi’nin komuta ettiği Osmanlı ordusu ile
giriştiği meydan muharebesinde yenilgiye uğradı. Bozulmuş olan Bizans
askerleri hayatlarını kurtarmak için dörde ayrılarak bir kısmı
Filokrini, bir kısmı Nikitiato (Çayırova mevkiinde), bir kısmı Dakibyza
(Gebze) ve diğer kısmı da Riçio (Darıca) kalelerine sığınmak zorunda
kaldılar. İmparator yaralı bir halde İstanbul’a getirildi.
Bizans tarihçilerinden Gregoros bu
hadiseyi şöyle anlatır; "Beraberinde kayık getiren Bizanslılar çıplak
bir halde kayıklarına atlayarak kaçtılar. Kasabanın hisar kapılarına
koşanlar, birbirlerini çiğneyerek öldürdüler. İtişe kakışa
birbirlerinin omuzlarına çıkıyorlar, mazgal deliklerinden atlıyorlar,
arkalarından kendilerini çekenlerle yerlere düşerek ölüyorlardı. Hatta
bulundukları yerde korkusundan ödü kopup ölenler vardı".
Orhan
Gazi’nin bu kesin zaferi, İzmit körfezi sahillerinde bulunan Gebze,
Darıca, Hereke, Tavşancıl, Eskihisar ve Maltepe kalelerini Osmanlı
topraklarına kattı. İznik kalesi düştü ve kale muhafızları teslim
oldular. 24 saat süren bu kısa savaş ile Bizanslılar’ın Osmanlıları
Bitinya’dan kovma gayretleri de böylece akim kaldı.
Ankara
savaşını müteakib Timur orduları Bursa’ya kaçan Süleyman Çelebi’nin
peşine düştüler. Timur kuvvetlerine Şehzade Cihangir’in oğlu Mirza
Mehmed komuta ediyordu. Bursa’yı kahramanca savunan Süleyman Çelebi
şehri terk edip buradan çıkmak zorunda kalmış, İzmit Beyi’nin
yardımıyla kendini Darıca’ya atmıştı. Timur kuvvetlerinin İzmit’i de
kuşatmaya başlaması üzerine Süleyman Çelebi daha emin gördüğü
Anadoluhisarı’na çekilmiştir. 
İzmit’in
kuşatılması sırasında Bizans’a gönderilen elçi ile, Bizans’ın yıllık
vergi vermesi, Süleyman Çelebi’ye gönderilen elçi ile de Süleyman
Çelebi’nin Timur’un ayağına gelmesi ve vergi vermeyi kabul etmesi
halinde İzmit’ten İstanbul’a kadar olan bölgenin istilasından
vazgeçeceklerini bildirdiler. Vergi ödemeyi kabul eden Süleyman Çelebi,
gönderdiği elçi ile babasının bağışlanmasını istedi. Timur elçiye
iltifatlarda bulundu. Rumeli eyaletlerinde olmak kaydıyla
hükümranlığını tanıyacağını bildirdi. Bir de berat verdi. Karşılıklı
anlaşma sonucu İzmit ve dolayları kuşatılmaktan vazgeçildi.
Süleyman
Çelebi Timur’un beratına dayanarak Rumeli’ye geçerek sultanlığını ilan
etti. Bu arada Şehzade Süleyman Çelebi, desteğini sağlamak maksadıyla
Bizans imparatoru Teodor ile Gelibolu’da bir anlaşma imzaladı. Mayıs
1403 yılında imzalanan bu anlaşmaya göre, kendisine Silivri’ye kadar
Rumeli’deki yerlerin bırakılması şartıyla İzmit körfezinde ki Pendik,
Tuzla, Darıca, Gebze, Eskihisar, Tavşancıl, Hereke ve İzmit Bizans’a
bırakıldı. Böylece Orhan Gazi’nin Osmanlı topraklarına kattığı bölge
tekrar Bizans’a geçti.
Yıldırım’ın
diğer oğlu Çelebi Sultan Mehmet Anadolu’da birliği sağlayarak Osmanlı
tahtına geçer. Dedesi Orhan Gazi’nin aldığı, Şehzade Süleyman’ın ise
tekrar Bizans’a devrettiği Tuzla'nın da içinde bulunan bölgeyi
ölümünden önce geri aldı. Bu bölgelerin alınmasında Çelebi Sultan
Mehmed’in Bursa’da yaptığı Yeşil cami, medrese ve imaretinin etkisi
olduğunu Neşrî, Solakzâde ve Tacu’t-Tevârih gibi Osmanlı vakâyinâmeleri
yazmaktadır. Bu hayır müesseselerine vakıflar tayin etmek isteyen
Çelebi Mehmed, kendi devlet adamları ile istişare eder. Bunlar Çelebi
Mehmed’e, Timur hadisesi dolayısıyla Bizans’ın eline geçen İstanbul
mıntıkasındaki bu yerlerin tekrar alınarak vakıf tayin olunmasını
tavsiye ederler. Bunun üzerine, İzmit körfezindeki Hereke, Gebze,
Darıca, Tuzla, Kartal, Pendik taraflarını komutanlarından Gazi Timurtaş
oğlu Umur Bey’i göndererek 1420 yılında elde etmiştir.
Çelebi Sultan Mehmed bu bölgede pek çok yeri, Bursa’da yaptırdığı cami
ve imaretine vakfetmiştir.
Bölgenin vakıf karakteri Osmanlının sonuna kadar aynen korunmuştur. Aşıkpaşazade tarihinde ve Solakzade
tarihinde Tuzla'yı da kapsayan Gebze, Darıca, Kartal ve Pendik'i
kasdederek buraların bazen Bizans'a bazen Osmanlıya döndüğünden söz
eder. Bu ikili durum Fatih'e kadar devam eder. Bizans'ın ortadan
kaldırılmasıyla bölge tamamen Osmanlıya tabi olur.
Aşıkpaşazade şöyle der:
Anı
beyan eder kim Sultan Mehmed Burûsa’da imâret yapdı, ana birkaç pâre
köyler istedi kim vakf ide, buldığı köyleri ne sûretle buldı. Halk
eyitdi, "Sultânım bu deniz kenarında hayli köyler vardır kim Müsliman
vilayetinin içindedir ve illâ İstanbul’undur" dediler. Sordı bildi,
üzerine leşker gönderdi. Birisi "Geğibuze" dir "Hereke" den âkâru (öte
yan), kâfiri gördi kim leşker gelir hisarı bırakdı İstanbul’a kaçdı.
Biri dahi "Eski Geğibuze" dir, ol cenk etdi anı yağma etdiler aldılar,
evlerini Müslimanlara verdiler. Biri dahi "Darucı=Darıca" dır, ol ahdle
verdi anı dahi imârete vakf etdi. Biri "Pendik" dir kâfiri İstanbul’a
gitdi. El-hâsıl bu deniz kenarında kâfir hisarcıkları kim vardır
şimdiye değin gâh Müslimanlara dönerdi ve gâh kâfire dönerdi, Tâ
Murad-ı Hân oğlu Mehmed’e değin.

Neşri Tarihi’nde;
Rivâyetdir
ki, andan Hünkâr devlet ve sa‘adet ile sâlim ve gânım, dârü'l-feth
Burusa'ya inüb, buyurdı. Ahiret içün bir âli imaret ve bir âli cami‘ ki
mislin kimesne görmemiş ola, bina edeler. Ve gurebâ, fukâra içün
müsâfirhâne dahi yapalar ve dârülhayr bir medrese-i âliye dahi bünyâd
edeler. Ve bir âli kubbe dahi kendi vücud-ı şeriîfi içün yapalar. Ve
otuz hâfız her gün ol kubbede, hatm-i Kelâmullah edüb, sevâbın abâ ve
ecdâdına ve sâir müslimîne hibe oluna. Az zaman içinde emir mucibince
zikr olan binalar yapılub, tamam oldu. Câmi‘e hatib ve huffâz ve imam
ve mü'ezzin ve medreseye müderris ve mu‘id ve imarete mütevelli ve câbî
ve vekilharç ta‘yin edüb ve imarete bir nice kâfir köylerin vakf etmek
istedi. Beylerden biri eyitdi: "Ey Sultan-ı âlem, bunda Müslüman
vilayetinin içinde deniz kenarında bir nice kâfir köyleri vardır kim,
[biz] İstanbul'unuz (İstanbulluyuz) deyü otururlar" dedi. Andan Sultan
Mehmed anları teftiş edüb üzerlerine leşker gönderdi. Cümlesinden biri,
Gebze'den öte Hereke'dir. Kâfir gördü kim, üzerine leşker gelür,
hisarın bırakub İstanbul'a kaçdı. Biri dahi Eski Gebze'dir (Eskihisar),
anın kâfirleri kaçmayub, hayli zaman ceng etdiler. Ahir anı yağmayla
alub, evlerini Müslümanlara verdiler. Biri dahi Darucı (Darıca) derler.
Ol ahidle ita‘at edüb verdi. Anı Sultan Mehmed, imaretine vakf etdi. Ve
biri dahi Pendik'tir. Kafiri kaçup İstanbul'a gitdi. Ve Kartal hisarı
dahi yine öyle etdi. Muhassal bu deniz kenarındaki hisarcıklar ki
vardır. Sultan Mehmed b. Murad Han zamanına dek inkılabda idi. Zira
Kostaniyye kuvvetiyle gâh Müslümana ve gâh kâfirlere dönerlerdi. Sonra
Sultan Mehmed b. Murad Han İstanbul'u feth edicek inkılabdan kurtulub
cebrî Müslümana ita‘at etdiler.
Solakzâde Tarihi'nde de konu şu şekilde aktarılır:
Binâ-ı câmi’ ve medrese ve imaret-i şehr-i Burûsa ve feth-i ba’zı kıla’ ve ta‘yin şoden evkâf
Selâtin-i Âl-i Osman bu güzergâh-ı dünyây-ı fânînin adem-i bekâsını
mülâhaza etmekle dâima hayrâta sarf- evkât ederlerdi. Vaka‘a-ı Timurdan
sonra Devlet-i Aliyye’ye bir mıkdar fütûr gelüb yine inâyet-i Rabbâni
ile Hânedân-ı Osmanî kuvvet ve kudret hâsıl itmeğin Sultân-ı
refi‘u’l-mekan (sekiz yüz yirmi iki senesinde) Mahrûse-i Burûsa’da
vasat-ı şehirde bir câmi‘-i bülend ve yanında bir medrese-i bî mânend
ve bir imâret-i pür menfa‘at bina etdirüb zikr olınan hayrâta evkâf
ma‘mûre ta‘yini içün ümerây-ı nîk re’yi ile müşâvere olındukda serîr-i
a‘lâya arz etdiler ki İstanbul nevâhisinden ba‘zı kasabât ve kura
mukaddemâ Sultan Orhan Gazi zamanında feth olmuş iken fetret-i Timur’da
giru ağyar eline girmişdir. Hâlâ İstanbul Tekfurınun tasarrufundadır.
Anlar yine tekrar feth olınub evkaf ta‘yin olınsa ma‘kul olurdı
dediklerinde Sultân-ı âlişân bu tedbiri istihsan edüb (Timurtaş oğlı
Ali Beğ’i) bir mıkdar asker ile mezkûr olan kal‘aların teshîrı içün
irsal eylediler (Hereke) kal‘asına ki yakın vardılar içinde olan a‘dâ
haberdar olıcak İstanbul’a firar etmeğin hisarı hâli bulub zabt etdiler
andan Eski Geğbûze’ye varılub ahâlisi inad ve muhâlefet semtine sâlik
olmaları ile yağma ferman olınub bi’l-ahere ol dahi dâhil-i kabza-ı
tasarruf oldı. Yakınında (Taruca) nam hisarda mütemekkin olan a‘dâ
sultân-ı kâmkâr itâ‘atin ihtiyar edüb ahd u eman ile teslîm-i hisar
etdiler. Andan Kartal ve Pendik feth olınan mevâzı‘a nezdîk olmağla
anlar dahi zabt olınub cümlesi evkâf-ı imâret-i sultâniye olmuşdır. Ol
etrâfın düşmanı İstanbul’a gâyet karîb olmağla gâh ol cânibe ve gâh bu
cânibe mutâba‘at ederler idi. Akibet zuhûr-ı câh ve celal ve tulû‘-ı
kevâkib-i ikbal sultan Gâzi Ebu’l-feth ve’l-Meğâzi Sultan Mehmed Hân
ibn-i Sultan Murad Hân aleyhi’r-rahmeti ve’r-rıdvân şehr-i mezbûrı feth
etdikden sonra külliyet ile tâbi‘ oldılar.
Osmanlı döneminde Tuzla, doğuya giden yol güzergahında bulunduğu için
bir konaklama yeri olarak kullanılmıştır. Kayıtlarda Tuzla Menzili
adıyla geçen bu konaklama yeri sefere giden ordunun da konaklama
yeriydi. 1730 tarihli hükümde İran seferine çıkan ordunun konaklama
yerleri zikredilirken Tuzla menziline yer verilmiştir.
Üsküdar ve İznikmid kadılarına ve Der-sa‘âdetden mübâşir ta‘yîn olınan ... zîde kadruhûya hüküm ki:
İnşâllâhu’l-meliki’l-müte‘âl işbu sâl-ı meymenet-iştimâlden şark
seferine bi’z-zât hareket-i hümâyûnum olduğına binâen esnâ-yı tarîkda
ordû-yı hümâyûnumun nüzûl ideceği menâzilün kaçar sâ‘at oldığı tetebbu‘
olındukda Üsküdar'dan Maldepe üç sâ‘at Maldepe'den Tuzla dört sâ‘at
Tuzla'dan Dilöni dört sâ‘at ve Dilönü'nden Hıyârlı (Çınarlı?) menzili
yedi sâ‘at ve ândan İznikmid iki buçuk sâ‘at mesâfe oldığı ihbâr olınub
lâkin ordû-yı hümâyûnum ile bile bulınan tavâyif-i askeriyyenün vaz‘ı
yedi sâ‘at mesâfeyi tayy u kat‘ zahmet ve meşakkat çekilecekleri bedîhî
olduğına binâen zikr olınan menâzili sûret-i i‘tidâle ifrâğ eylemek
lâzıme-i hâlden olduğından inşâllâhu te‘âlâ Tuzla menâzilinden hareket
olındukda Dilöni menziline konılmayub bir sâ‘at veyâhûd iki sâ‘at
geçilüb ilerüye konılmak tasmîm olınub sulu bir mahall olmağla muhtâc
idüği zâhir olmağla siz ki kadılar ve mübâşir-i mûmâ ileyhsiz imdi işbu
emr-i şerîf-i âlîşânum vusûlinde inşâllâhu te‘âlâ ordû-yı hümâyûnum
Tuzla menzilinden hareket eyledükde Dilöni menziline konılmayub bir
sâ‘at veyâhûd iki sâ‘at ilerü geçilüb konılmağa münâsib sulu mahall var
olmadığı ve oldığı sûretde dahi Tuzla'dan kaç sâ‘at mesâfe olmak olur
cümle ma‘rifetiyle gereği gibi tefahhus olınub ihbâr olınan mahallün
ismini ve Tuzla ile mâbeyninde olan mesâfenün sâ‘ati her ne mikdâr ise
alâ sıhhatihî arz u i‘lâm olınmak bâbında fermân-ı âlî sâdır olmağın
mûcebince yazıla deyu fermân-ı şerîf olınub şürûtıyla emr-i şerîf
yazılmağa tezkire virildi.
Fî 12 Muharrem sene 1143 [28 Temmuz 1730]. 
Tuzla, Osmanlı sultanlarının av
mahalleri arasında idi. Osmanlı sultanları Yakacık, Soğanlık, Tuzla,
Samandıra ve Gebze civarında avlanıyorlardı. Buralardan izinsiz ağaç
kesmek ve avlanmak yasaktı. Konu ile ilgili bir hükümde şöyle
bahsedilmektedir;
Üsküdar kadısına hükümki:
Kıdvetü’l-emâsil ve’l-akrân hâssa tazıcıbaşı Abdullâh zîde kadruhû
Südde-i sa‘âdetüme arz-ı hâl edüb Üsküdar havâlîsinde ve nevâhîsinde
mu‘tâd-ı kadîm üzre şikâr-ı hümâyûn olınacak mahallerde Üsküdar
muzâfâtından Yakacık ve Soğanlık ve Tuzla vesâyir karyelerden ba‘zı
kimesneler hufyeten avlanub ve ba‘zıları dahi müceddeden (...) orman
olan eşcârı kat‘ ve şikâr-ı hümâyûn olınmasında küllî zararları olmağla
bundan akdem tazıcıbaşı olanlar bu makûleleri men‘ edegelmeleriyle bu
dahi men‘ murâd eylediğinde memnû‘ olmayub ve bundan akdem gayri
taraf-ı hümâyûnum ancak kendüden şikâr taleb olındukda Üsküdar
havâlîsinden Samandıra ve Gekbuze'ye varınca sayd-ı şikâr içün âdemler?
çıkarılmak dahi mu‘tâd-ı kadîm iken kimesne çıkmayub ol vechile bu
muzdaribü’l-hâl olduğın bildürüb bâlâda tahrîr olınan karyelerden
kadîmîsi üzre sayd-ı şikâr içün âdem çıkarılub ve kadîmden taraf-ı
hümâyûnum içün sayd-ı şikâr olınagelen mahallerde kimesneye sayd-ı
şikâr etdürilmeyüb men‘ u def‘ olınmak bâbında emr-i şerîfüm recâ
eylediği ecilden vech-i meşrûh üzre mu‘tâd-ı kadîm ve olageldiği üzre
zikr olınan kurâ ahâlîsi şikârgâhî çıkarılub ziyâde tavşan sayd
eylemeleriyçün tenbîh ve hilâfına hareket idenler men‘ olınmak içün
yazılmışdur.
Fî evâhir-i Cemâziyelevvel sene 1138 [25 Ocak- 3 Şubat 1726].Tuzla'da Osmanlı döneminde eğitim müesseseleri teşekkül etmişti. 10
Mart 1907 tarihinde Tuzla'da kız ve erkek çocuklarına ait Rum
Mektebi’nin yeniden yapımına izin verilmiştir. Bunun da etkisiyle 27
Haziran 1907 tarihli yazı ile temel dinî bilgilerini öğrenmekten mahrum
ve fakir bir durumda bulunan Tuzla Köyü Müslüman halkının çocukları
için mektep açılması gündeme getirilmiştir. Milli Mücadele
yıllarında Tuzla'nın Müslüman ahalisi büyük sıkıntılar yaşamıştır. Bu
acı tablonun bazı karelerini yansıtan belgeleri belgeler kısmında
yayınladık. Tuzla'da oturan Rum ahalinin Yunanlılarla açık işbirliğine
rağmen Türk nüfus birlikte yaşamayı sürdürmüştür. Burada Osmanlı'nın
son yıllarına kadar Rum ve Türk nüfus birlikte yaşamıştır. Tuzla'da
Rumlar, Türklere göre nisbeten fazla idi. Lozan Antlaşması ile
Selanik'ten gelen Türklerin Tuzla'ya yerleşmesi ile Rumların çoğunluğu
Yunanistan'a gitmişlerdir.
Tuzla'da yedi kilise ve Padişah 1.Ahmet zamanında yapılan bir camii
tarihi eser olarak bulunmaktadır. Orhanlı Köyü ve Aydınlı Mahallesi de
Tuzla'nın en eski yerleşim birimlerindendir.
|